• BIST 88.715
  • Altın 144,276
  • Dolar 3,6253
  • Euro 3,8485
  • Konya 4 °C
  • Karaman 10 °C
  • Aksaray 11 °C

ACI İTER YAZMAYA!

ACI İTER YAZMAYA!
Sığınmak için bir kalem ve binlerce kâğıt edindim.Şimdi geriye dönüp baktığımda ben de kalan sadece geçmişin ağırlığı ve yorgunluğu…

Anadolu Manşet Gazetesi muhabirlerinden Selda GAZEL; şair- yazar Serpil TÜRKER ile röportaj yaptı. 

1-Kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Hangi okullarda okudunuz ve nerelerde çalıştınız?

1985 yılında Edremit/Balıkesir’de doğdum. İlk, orta ve Lise hayatımı bu ilçenin çeşitli yerlerinde sürdürdükten sonra Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi’ni bitirdim. Üniversite yıllarımda hem çalıştım hem okudum . Bilkent Üniversitesi’nde 1 yıl kütüphaneci olarak çalıştım öğrenci iken. Sabancı üniversitesi Bilgi Merkezi’nde stajımı yaptım. Okul bittikten sonra Kayseri Tapu ve Kadastro’ya atandım. 2 yıl burada çalıştıktan sonra tayinim Alanya Tapu’ya çıktı. Hali hazırda Alanya’da çalışmaya devam ediyorum. Asıl mesleğim Kütüphanecilik olmasına rağmen Türkiye şartlarında bu kadar oluyor diyerek çok alakasız bir yerde çalışmaya devam ediyorum. Şu an eğitim ile ilgili planlarım arasında Felsefe okumak var. Sınava hazırlanıyorum Allah kısmet ederse yeniden üniversiteli olacağım. Unutmadan eklemek istedim İngilizce ve Osmanlıca biliyorum.

2-yazma hikâyenizi anlatır mısınız’ ne zaman yazmaya başladınız ve ilk kitabınızın adı, konusu neydi?

23 Aralık 1985 tarihinde Balıkesir’in Edremit ilçesinde gözlerimi dünyaya açmışım. Açmışım diyorum çünkü ben hatırlamıyorum. Üstelik de 2 ay erken bir açış olmuş. Bebeklik ve çocukluk yıllarıma dair neredeyse hiçbir bilgiye sahip değilim. Ailen yok mu diye bir soru gelebilir akıllara bu noktada.

Ailem var fakat ailem yok.

Bazen maddi olarak var olan şeyler manevi olarak insanın hayatında olmayabiliyor. İşte ben aile konusunda tam da böyle biri oldum.

Var ama yok!

Edremit’e bağlı bir dağ köyünde büyüdüm. Babam çiftçiydi haliyle. Köyde holding yönetmesi beklenilemez. J Annem de bildiğiniz, hayalinizde canlandırdığınız tarzda bir köylü kadını.(Canım annem hep arada kalmışlık yaşadı.) Bir de abim var. Kendisi Türkçe Öğretmeni. Hakkında şimdilerde bildiğim tek şey. Hiçbir zaman abim olmadı dolayısıyla ben de o’na kardeş olamadım.

Benim kendimce tanıdığım abim kadın düşmanıydı. Beni sevememesinin tek nedeni kadın olarak dünyaya gelmiş olmam değildi elbet. Kadındım. Bunun yanında abimin beyninde oluşturduğu kadın olgusuna tamamen terstim. Çünkü abim için kadın denen varlık, evde oturur, yemek yapar, evlenir, çocuk sahibi olur, kocasına itaat eder, fikri yoktur. Fikri olmayan kadın zikri neylesin değil mi? Kısaca abim için kadın eksik etektir.

Ben hiçbir zaman abim gibi düşünmedim. Zaten sağlıklı olan hiçbir beyin bunları düşünemez. Ben kadındım evet ve kadın olmakla gurur duyuyorum. Kadın olarak yapabileceklerimin sınırı yoktu.

6-7 yaşlarımdayken aklıma bir okuma fikri düştü ki sormayın. Hayallerle büyüttüm kendimi. Okuma hayalleri ile. Ama abim her fırsatta bu hayalleri baltaladı. Yılmadım. O’nun hayallerime indirdiği her balta beni budamak yok etmek şöyle dursun daha da yeşertti.

İlkokulu o dağ köyünde beş sınıf bir arada okudum. Annem yalvara yakara Ortaokula gitmeyi de başardım. Ortaokul biterken liseye gidebilme planları yapıyordum. Nasıl olduysa oldu bir mucize gerçekleşti ve ben liseye başladım. Bütün bu okul yıllarım zamanında abim tarafından tehdit altındaydım. Satır aralarına bir kitap sığdırabilirim. Ki yapmışlığım da var. Deniz Kırıntısı adında bir kitap yazdım 2014 yılında. Kısmen hayatım denebilir.

Çok zor yıllardı. Şimdi geriye dönüp baktığımda ben de kalan sadece geçmişin ağırlığı ve yorgunluğu. Yine yeniden yapabilir misin deseler? Cevabım çok basit olur. Hayır yapamam. O yılları şimdilerde hatırlamak bile benim içimin kor misali dağlanmasına sebep olurken bile bile aynı ateşin içine giremem.

O yılları hayal kurarak ve yazarak atlattım. Sığınabilecek birinin olmaması kötüdür. İnsan birilerine ihtiyaç duyuyor. Ben de sığınmak için bir kalem ve binlerce kağıt edindim. Anlayacağınız çocukluğumda bolca acı, mücadele, hayallerim ve yazdıklarım vardı.

Lise bitip Üniversiteyi kazandığımda abimi alt etmiştim. Ama son darbeyi ben değil yine o indirmişti. Acısı hala şuramda.

Unutulması gereken ama unutulmayan çok acı var acı, çok söz var içimde. Hangi birini unutacağımı bilmiyorum. Önce affetmem gerekiyor ama affetmek öyle uzaktan yapılacak bir iş değil. Yüzleşmek gerek. Bir gün o da olacak.

2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü’nü kazandığımda hayatımın ikinci yarısına adım atmış bulunuyordum. Tamamen bana ait olan bir hayat…

Üniversitenin ilk yılında hazırlık vardı. Hacettepe’nin hazırlığını bilen bilir. Ama o yıl daha da farklıydı. Üniversite yönetimi yeni bir uygulama başlatmıştı ve hazırlığı geçemeyen okuldan atılacaktı. Hiç İngilizce bilmiyordum ve o ağır programın altından kalkamadım. Okuldan atıldım. Daha hayallerimle kucaklaşamadan yelken kürek atıldım okuldan. Haliyle yurttan da atıldım.

Önce kendime kalacak bir yer sonra da iş buldum. 19 yılın emeğini öylece bir kenara atıp kuyruğumu kıstırıp köye dönmeyecektim. Çalıştım. Tekrar üniversite sınavına girdim. Bu defa kazanamadım ama Allah’tan umut kesilmez derler ya? İşte ben o kesilmeyen umudu en çaresiz olduğum zamanda buldum. Üniversite af çıkarmış son bir muafiyet hakkı tanımıştı. Gittim ve o sınavı geçtim. Sonrası malum hem çalıştım hem okudum. Yazmaktan da vazgeçmedim. Çok şükür şimdi kendime ait bir hayatım var.

Durum ne kadar kötü olursa olsun ya olayların içinde kalır, gideceğiniz yolun sonuna razı olur şükredersiniz ya da kenara çekilip yenilgiyi kabul eder sonrasında da acaba devam etseydim yolun sonunda ne görürdüm diye bitmeyen bir pişmanlık yaşarsınız.

Yaşanmış bir hayat yorgunluk verebilir ama pişmanlık sadece ölümü getirir insana. Maddi olarak ölmek kurtuluş getirebilir belki ama manevi olarak ölmek işkencelerin en büyüğüdür. Pişman olmamak için her şeye rağmen devam ettim. Şimdi yorulduğumu hissederim ara ara ama uyuyunca geçer.

3-Yazmaya başlamadan önce ve şu an duygularınız arasında ne gibi farklar var

Yazmaya başlamadan önce diye bir ayrımım yok çünkü ben kendimi bildim bileli yazıyorum. Küçükken söz hakkım yoktu yazıyordum. Büyüdüm, söz hakkımı aldım fakat bu defa da söz söyleyecek insanları bulamadım. Ve çok uzun zamandır konuşarak değil yazarak kendimi ifade edebiliyorum. Böylesi çok daha güzel. En azından hooooppppp kardeşim orda dur bakalım diye karşı çıkan olmuyor.

4-Bugüne kadar hangi kitapları yayınladınız ve konusu neydi?

İlk kitabım Deniz Kırıntı, ikincisi ise Sare’li Düşler. İlk kitabımda kadına psikolojik şiddeti ve baskıyı konu edindim. 2. Kitabımda ise yine bir kadın kahramanla insanların hayatı ne kadar tek düze ve standart yaşadıklarını ve bu standardın azıcıkta olsa dışına çıkmaya çalışıldığında insanın başına gelebilecekleri kahramanın iç sesi ile gezi yazısı tadında işlemeye çalıştım.

5-Yazarken nelerden ilham alırsınız?

 Yaşayamadıklarımdan.

6-Yazmak için önce neler yapmak lazım, okumadan yazan ve hemen kitap çıkarmak isteyen o kadar çok ki bu konuda ne diyeceksiniz?

Yazmak için önce yaşamak ve yaşadıklarını özümsemek gerek. 7 yaşında bir arkadaşım var. Adı Deniz. Deniz kitap okuyor musun diye sordum. Hayır okumuyorum çünkü ben yazmak istiyorum dedi. Yazmak istemen çok güzel fakat okuma alışkanlığının olması da gerek dedim. O da bana şöyle cevap verdi: Bir hayat hikayen varsa yazmak için tamamsındır.

Yazmak için hikaye şart, hayal gücü şart, sağduyu şart ama okumakta şart. Okumadan yazılır mı? Hayatta her şey mümkündür fakat sıradan insanlardan çok daha uç noktalarda yeteneklere sahipseniz.

7-İyi yazmanın bir formülü var mı? Sizce nedir?

İyi yazmanın bir formülü hem vardır hem de yoktur. Hayatta salt hiçbir olgu tek başına doğruluk ve yanlışlık içermez. Şöyle ki: şekil olarak iyi yazmak vardır, içerik olarak iyi yazmak vardır. Şekil olarak iyi yazmak vardır akademik açıdan büyük ilgi görür. İçeriği çokta önemli değildir. İçerik olarak iyi yazmak vardır, şekli kötü dahi olsa editlenir ve yine kabul görür. Yeter ki yazmak konusu bi yönüyle iyi yapılsın. Benim anlamadığım şekli ve içeriği aynı anda kötü olan insanların yazmaya çalışmasıdır. Bu insanlar yazmasın bence. Başka alanlara yönelsinler. Şarkı söylesinler, gitar çalsınlar,  dans etsinler ama yazmasınlar.

8-Çok satan mı çok okunan mı çok tanınan yazar mı daha verimlidir sizce?

Bir yazar çok satıyorsa çok tanınır. Çok tanınırsa beraberinde merak uyandırır ve kaçınılmaz son gerçekleşip çok okunur.

9-Daha iyi yazmak için neler yapıyorsunuz?

Yaşıyorum, dinliyorum ve okuyorum. Haa bazen de rüya görüyorumJ

 

10-Çalışmış olduğunuz yayınevleri ve ilgili kişileri hakkında ve halen çalışmakta olduğunuz yayın evi ve ilgili kişileri hakkında görüşlerinizi bildirir misiniz?

Deniz Kırıntısı kitabımda Uğur Tuna Yayınları ile çalıştım. Kişi ve kuruluş kötülemeyi sevmem. Kısaca şunu söyleyebilirim ki Sare’li Düşler de Sisyphos Yayınları ile çalışmayı seçtim. Bu tonlarca cümlenin anlatamayacağı çok şeyi anlatır.

Uğur Tuna önderliğinde Mersin Kitap Fuarında imza gününe katıldım. Tam bir hayal kırıklığı idi. Bir önce ki soruda belirtmiş olduğum tonlarca cümleden bir tanesi olsun bu hayal kırıklığı cümlem.

 

11- Rahmetli olmuş ya da yaşayan yazar ve şairlerden benimsediğiniz kimlerdir?

F. Kafka ve Friedrich Nietzsche’ yi çok ayrı bir keyif alarak okurum.

Yazabildikleri için çok ayrı bir yere sahipler diğer insanların gözlerinde. Bunun kıymetini bilsinler derim.  Çünkü yazmak, duyguları kağıda aktarmak çok zor bir iştir.

13-Son olarak iyi yazar-şair olmak isteyenlere ya da bu işe yeni adım atacak olanlara tavsiyeleriniz nelerdir?

Yazar ya da şair olmak istemek diye bir olgu yoktur bence. İnsan doğuştan yazar ya da şairdir. Sonradan bunun farkına varır. Farkına varmış olanlar için şunu söyleyebilirim yaşamayı ve okumayı hissetsinler.

SERPİL TÜRKER

Bu haber toplam 2105 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Anadolu Manşet | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 353 30 30 | Faks : 352 40 40 | Haber Scripti: CM Bilişim