• BIST 87.765
  • Altın 145,391
  • Dolar 3,5904
  • Euro 3,8155
  • Konya 1 °C
  • Karaman 4 °C
  • Aksaray 7 °C

DARBEYE DE DARBECİYE DE LANET

Ahmet ERDOĞAN

27 Mayıs 1960’tan başlayarak 22 Şubat 1962, 21 Mayıs 1963, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 ve sonuncusu 15-16 Temmuz 2016 olmak üzere bütün darbelere ve ülkeye verdikleri büyük zararlara şahit oldum.  Hiçbiri bu sonuncusu gibi kanlı olmamıştı. Büyük bir felaketin eşiğinden dönüldü.

Kınasam da bu son darbe teşebbüsü hariç hepsinin, iyi kötü bir mantığı vardı. Ancak 15-16 Temmuz darbe girişimine hiçbir biçimde akıl erdirebilmiş değilim. Bu darbeciler, aptal değillerse bir biçimde kandırılmış olmalılar. Allah korumuş. Kim bilir belki de düşünemediğimiz bambaşka bir senaryo uygulanmıştır!

Akşam duyduğum an evdekilere bu girişim asla başarılı olamaz, dedim. Neye dayanıyordum? 12 Eylül ile  kıyaslayınca kolay anlaşılır. 12 Eylül’ü başarılı kılan, halk nezdinde kabul görmesini sağlayan, madde madde yüz bin ayrı husus olduğunu varsayarsak, ona kıyasla 15-16 Temmuz’un bunların birine bile sahip olmadığı çok açıktı. Darbe başlangıç saatindeki tuhaflıktan, bildiri okuyacak bir liderin olmayışına, “Yurtta sulh komitesi” gibi soyut bir oluşumun içinde ve arkasında kimlerin olduğunun bilinmeyişine kadar her şey komik ve garip bir düzmece izlenimi yaratıyordu. Kimse tutulmamıştı; hükümet yetkilileri bütün kanallarda açıklamalar yapıyor, halkı göreve çağırıyordu. Kritik hiçbir yer kontrol altına alınmamıştı. Herkes sokaklardaydı. Demokratik bir genel seçimin üzerinden henüz dokuz ay geçmişti ve yüzde elliye yakın oy almış bir iktidar vardı. Darbeyi haklı kılacak ortam yoktu. Aksaklıkları olsa da demokrasi bütün kurumlarıyla ayaktaydı.

1960’ta, 1980’de darbe kolaydı. TRT tek kanaldı. Özel TV’ler, cep bir yana sabit telefonlarımız bile  yoktu. İnternet, sosyal medya nerede? Sabaha karşı TRT’ye el koyup sokağa çıkma yasağı konduğunu, ülke yönetiminin devralındığını açıkladınız, Ankara ve İstanbul sokaklarında birkaç askeri araç dolaştırdınız, hükümet üyelerini, parti liderlerini tutukladınız mı iş biterdi. Şimdi en küçük şehirde bile birkaç özel radyo ve TV yayın yapıyor. Hangi birini susturacaksınız? Neredeyse iletişim olanakları sonsuz. Halk daha eğitimli, bilinçli.

Ben yıllardır darbe söylentileri için çevreme şunu söylemişimdir: Türkiye’de artık başarılı darbe yapılamaz, ancak teşebbüs düzeyinde kalır. Allah memleketimizi korusun, başarısız da olsa her darbe girişimi ülkemize onarılması güç zararlar verir. Ekonomik kayıplar bir yana, ülkeyi uzun süre meşgul edecek yargılamalar, kurunun yanında yanacak yaşlar, haksız ve yanlış tasfiyeler bunların en hafifleri olacaktır.

Yaşananları lanetliyorum. Halkın Cumhurbaşkanı ve hükümet yetkililerinin çağrısı üzerine demokrasiye sahip çıkmasını, geleceğe güven veren bir gelişme olarak görüyorum. Ancak, araya karışan bazı fanatiklerin gereksiz yere karşı terör estirdiklerini; teslim olan emir kulu, rütbesiz Mehmetçiklerimizi linç ettiklerini, hatta birinin kafasını kestiklerini görmek beni üzüntüye gark etti. Tahrik edilecek bir iç savaşın ne kadar acımasız, ne kadar kanlı olacağının belgesi yaşananlar. Bazı grupların gövde gösterilerine girişmeleri de kaygı vericiydi. Meclisimizin ve Özel Harekât polisimizin bombalanması ihanetin boyutunu gösterirken, bir helikopterdeki darbecilerin Yunanistan’a sığınması, mertlikten nasibi olmayan vatan hainleri olduklarını belgeliyor. Yedikleri haltın sonuçlarına katlanacak yürekten yoksun insanların zaten başarılı bir darbe yapması mümkün olamazdı. Bu arada sığınma karşılığında Yunanistan’a hangi sırlarımızı satmaya tevessül ettikleri de araştırılmalı.

Darbecilerin, kumpaslarla Silivri’ye tıkılıp terfileri engellenen subay ve generallerin yerini alan kişiler oluşu ayrıca düşündürücü. O kumpaslara destek verenlerin, malum medyanın da kendilerini sorgulaması gerek. Herkes hata yapabilir. Bugün geriye bakıp hatalarımızı görmemiz, kabullenmemiz, ders almamız, tekrarından kaçınmamız gerekir. FETÖ mensupları vb.leri Yüksek Askeri Şura kararlarıyla ordudan atıldıklarında karşı çıktığımızı, kararlara şerh koyduğumuzu da hatırlayalım.

Adli sistemde, emniyette, devletin her kademesinde ve son olarak orduda yuvalanan, ülkeyi felakete sürükleyecek güce ulaşan FETÖ’nün hangi desteklerle bugüne geldiğini iyi incelemeliyiz. “Aldatıldık, kandırıldık, bunları böyle bilmiyorduk. Evet birileri sürekli uyarıyordu; ama inanmıyorduk. Himmet gecelerinde  destek verirken bugünlere gelebileceğimizi hiç düşünmemiştik.” diyerek sorumluluktan kurtulamayız. FETÖ’yü palazlandıran herkesin, her odağın bu yaşananlarda sorumluluğu olduğunu hiç unutmayalım.

 

 

Bu yazı toplam 1042 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Anadolu Manşet | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 353 30 30 | Faks : 352 40 40 | Haber Scripti: CM Bilişim